Aşktır ki gerisi vesairedir

30/3/2009 · Kategori: deneme

   Sevgili!...

   Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak isterdim.

   Sevgili!...

   Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünkü o, duydum dediğim bir yanıştır.
Şimdi ayın, şın ve kaf`ları çıkardılar elif-be`lerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif`lerle he`lerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz, canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!... Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!...

   Galiba varlığın çekim alanına giren en uşvî acıydı aşk; ve maddeyi manaya veren cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü. Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan ahenkti aşk.Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasıydı. Yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansur`ı dâra takan da, Halil`i oda yakan da oydu ve oydu Eyyub`u derde bırakan da. Tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.

   Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misal-i taşa benzer. Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kement olur; göz kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem, babalarca bent olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini yargılayan bebekler nagehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebed olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebed kıyamet olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur.

   Aşk gelince burukluğun şiirinde hüzün dokur heceler; ve azarlanmış kalpleri ısıtır tam yarısında geceler. Saban onunla sürerse toprağı koşarak, ancak o vakit yeşerir taze bir başak. Atların nallarından yıldırımlar masallara dökülür ve yollanamayan mektuplarda nice kalpler sökülür. Kayan yıldızlar gibi büzülür elem dehlizlerine diller ve melâl süzülür gibi melek kanatlarında döker yapraklarını güller. Kaderin dehşetini yakan şamdanlar özge pervanelere tesellikâr düşer, şefkatli bir ekmek kırıntısıdır kurutulmuş buselere yâr düşer.

   Sevgili!...

   Kapına geldik; aşkı öğret bize; ve aşkını ver yüreklerimize.
Bir nihânîce gamzene gamzede aşıkların adına... Hani uykuya dalınca kent ve yalnız başına kalınca kendi. Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri ve hal üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri... Vicdan sesinden bîzar kürek mahkûmlarınca, hani âşıkların hasreti özlemle karınca...
Hani gurbetin ucunda gönlüme gömen de seni, hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende... Güneş ve ay nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi âşığı aydınlatırken... Gel ey Sevgili bir huzmecik bahşeyle asi ve aciz üftadene ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan bendene aşkını unutturma!...

   Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da.

   İskender PALA

Yorum (yok) Yorum yaz!

susmak

22/1/2008 · Kategori: deneme

              Konuşmak ve yazmak...

Anlamlı ve insani faaliyetler ikisi de...Ama susmak daha anlamlıdır. Üstelik zor bir iştir.  Çünkü susmak bir iç konuşmadır ve zor ve anlamlı oluşu da buradan gelir.

            Kişi, susma vakitlerini iyi değerlendirmelidir. Çünkü bu vakitler, kendimizle olduğumuz zamanlardır.

            Böyle vakitlerde her şeyin bitti yerde, bitmeyen ve hep var olan bir şey başlar: Kendimizi bulmak...

            Kendimizi  bulmak da O’nu bulmak değil midir zaten?

            Susma vakitleri birer muhasebe fırsatlarıdır. Çünkü “dış” yönelen, çokça yönelen bakışımız, dikkat yeteneğini, keskinliğini çabuk kaybediyor.

            Böyle zamanlarda insan, ayrıntılar içinde boğulup kalıyor.

            Oysa “iç”için unutulmaması gerekir.

            Susmak böyle bir imkan taşıyor içinde.

            Önemli olan kalbimizdir. Bir “yüce mekan ve makam” olarak konuşması gereken orasıdır.

            Dil susmazsa, gönül de konuşmuyor. Oysa gönlümüzü de konuşturmalı, asıl onun konuşmalarına dikkat kesilmeliyiz.

            Yazar, bu anlamda öncelikle kalbiyle konuşan insandır. Kendisi olmak istiyorsa böyle olmak zorundadır.

            Susmak, bu anlamda aktif bir faaliyettir.

            Kendimizi dinlemek, tezkiye ve tefekkürün sularında arınmak, söz emanetini yeni baştan yüklenmek için olmalıdır.

            Susan dil, yüreğini dinliyor demektir.  

                                                              ..ALINTI..

 

Yorum (3) Yorum yaz!

Yılmadan yap...

21/3/2007 · Kategori: deneme

  

Yılmadan yap.Fırsatı kaçırdığın için değil,

önünde yılgınlık göstereceğin her kimsenin

bir zorba veya bir zorba adayı olması yüzünden.

Yılma ki, sıcaktan kavrulan gölgen, 

suda boğulan elin yetişsin. Önce yap sonra açıklarsın, bilgece yap.

Yani koruyarak yani için titriyerek, yani yıkılmasın diye.Tutkuyla yap.

   Sana verilen yaşama gücünü kullan..

Yılmadan, bilgece ve tutkuyla..

                                                     İsmet ÖZEL

Yorum (5) Yorum yaz!

Yaşamak yorulmaktır, bir yaprak misali düşmektir toprağa..

10/3/2007 · Kategori: deneme

"Yaşamak yorulmaktır..bir yaprak misali düşmektir toprağa."

                                           ...

Yaşamak yorulmaktır. İnanmak cesaret ister, olmak cesareti. Yola çıkmak, kaygıyı çoğaltmaktır, yola çakmamaksa kişinin kendi benliğini yitirmesi.

Yola çıkmak kendinin farkına varmaktır, kendini bilmek çabası..

 Olmak cesaret ister. Kaygıyla yüzleşmek cesareti. Kimileri nevrozun koruyucu gücüne sığınırlar. Oysa nevroz yokluktan kaçmak için varlığı inkâr etmektir(Kemal SAYAR)..

                                            ...

"Evet yaşamak yorulmaktır ama bunun için güzeldir. Var olmak cesaret ister ve varlığını korumak da…  "

Yorum (3) Yorum yaz!

Son Yazılarım

Kategorilerim

Komşular

Linkler